Site içeriğiSayfayı yazdırİletişim kur

Arama & Bulma

KURAN-I KERİM’İN TARİHİ

Hiç şüphesiz, hadis-i şerif ve Kuran-ı Kerim’in tarihi, İslam dinini belirleyen en önemli gelişmelerin başında yer almaktadır.
Hadis tarihinde belirtmiş olduğum gibi, Kuran tarihinde de en büyük etkenin insanoğlu olduğunu unutmamak gerekir. Bu tesbite rağmen, Kuran-ı Kerim’in ayetlerinde bir noksanlık veya fazlalık yapılmadığı, tahrif edilmediği kesin bilinen bir gerçektir. Kuran-ı Kerim, Allah tarafından peygamber efendimize indirilmiş olduğu içerik ile bu zamanımıza kadar gelmiştir. Kuran-ı Kerim’in tefsiri ve tevili hakkında tahrif (değiştirme) yapıldığı ise kesin bir şekilde ifade edilebilir. Ayetlerin metnine tahrif yapılmadı. Ayetlerin iniş sebebinin anlaşılması için gereken tefsir ve tevilde tahrif yapıldı.
Konuya girmeden önce tahrifin ne anlamda söylendiğini açıklamak istiyorum. Tahrif, bir şeyin aslını bozma, kalem oynatma, değiştirme, anlamında söylenmiştir.
Kuran’ın metninde bu anlamda tahrif olmamıştır. Tahrif, Kuran’ın ayetlerinin tefsir ve tevilinde yapıldı.
Tefsir, Kuran’nın surelerini açıklayarak görüşler ileri sürme ve bunları yazma, yorumlama, anlamındadır.
Kuran’nın surelerini, ayetlerini tefsir etmek ilk olarak peygamber efendimiz hz.Muhammed’e mahsusutur. Peygamber efendimiz hayatında Kuran’ın tefsirini yapmış ve yazdırmıştı.(1) Bununla beraber, Peygamber efendimiz vefatından önce, bu önemli ve vazgeçilmez görevi üstlenecek olan Ehli Beytini veda haccında onbinlerce müslümana karşı şöyle vasiyet buyurmuştu:
   “Ey insanlar! Yakın bir tarihte aranızdan ayrılacağım! Benden sonra ayrılığa düşmemeniz için aranızda değeri biçilmez iki emanet bırakıyorum. Biri Allah’ın kitabı ve öbürü de benim öz yakınlarım olan Ehli Beytimdir. İkisine tutunursanız asla doğru yoldan çıkmıyacaksınız. İkisi de kevser havuzu başıucunda bana varıncaya kadar asla birbirinden ayrılmıyacaklardır. Ehli Beytime karşı edineceğiniz tutumunuzdan dolayı Allah’ın azabını hatırlatıyorum !!!”
Kuranı kerimi yorumlamak sadece peygamber efendimiz hz.Muhammed’e ve vasiyet ettiği Ehli Beytine mahsustur. Bu anlamda Kuran’ı kerimin tefsirinin, peygamber efendimizin vefatından sonra tahrif edildiğini, tarihin içinde gelişen olaylar bizlere göstermektedir. İslam tarihinin akışına baktığımızda, Ehli Beytin hakimiyeti, halifeliği hz. Muhammed’in vasiyet ettiği gibi teslim almadıklarını görmekteyiz.
Hakimiyeti gasb edenlerin, Kuran tefsirini Ehli Beytten almadıkları da bilinen bir gerçektir. Durumun öyle olduğunu, sünni tefsir kitaplarının hepsinde görebiliriz. Herhangi bir sünni tefsir kitabına, Fatiha suresinden başlayarak son sureye kadar açıp baktığımızda, Ehli Beytten gelen yorumun, tefsirin eksik olduğunu görebiliriz. Sünni tefsir kitaplarında Ehli Beytin tefsirine yer verilmemiştir. Netice itibarıyla Kuran-ı Kerim’in tefsirinde tahrif yapıldığını kesin olarak ifade edebiliriz.
Tevil, bir sözü görünür anlamından başka bir anlamda kabul etmek, çevirmektir. Kuran’ın tevilini yapma yetkisi ilk önce peygamber efendimiz hz.Muhammed’e mahsustur. Peygamber efendimiz bu yetkisini kendisinden sonra hz.Ali’ye vermişti. Bunu da şu hadisi şerifiyle beyan etmişti, eshabına hitaben buyurdu ki:

“Kuran’ın inişinde savaştığım gibi benden sonra biri Kuran’ın tevili için savaşacaktır.” 
Hazır olan eshab sordular: “Ey Allah’ın elçisi! Kuran’ın tevili için savaşacak o kişi kim dir?” Peygamber efendimiz buyurdu ki: “Ayakkabılarımı tamir eden kişi bu görevi üstlenecektir!”

Eshab, peygamber efendimizin ayakkabılarını tamir etmekte olan hz.Ali’nin yanına giderek bu haberi müjdelediler.Hz.Ali de sanki bunu önceden biliyormuş gibi, onlara bakmadan işine devam etti. (2)
Sünni ve şii ana kaynakların beraber aktardıkları güvenilir hadislere göre, Kuran-ı Kerim’in tefsiri ve tevili ile ilgili yetkiye ilk önce peygamber efendimiz hz.Muhammed ve onun vefatından sonra da Ehli Beyti sahipti. Bu iki makamın haricinde hiç kimse Kuran’ın tefsiri ve tevilini yapamaz ve yapması durumunda da İslam dinin dışına çıkmış olur.
Hiristiyan kardeşlerimizin elinde mevcut olan İncilleri örnek olarak vermek istiyorum. Öncekilerin işlemiş oldukları hatalarını tahlil edersek belki bizim durumumuzu daha iyi anlarız.
Katolik olan hiristiyan kardeşlerimizin elinde bulunan hiristiyanlık belgesi, desteği, Pauls diye tanınan şahısın hz.İsa ile ilgili vermiş olduğu bilgilere dayanır. Hz.İsa öldürüldükten sonra güya Pauls’a sahrada görünmüş ve bilgileri (İncil’i) yazdırmıştı. Başkaları ise değişik haberlere dayanarak hz.İsa’nın sözlerini ve İncil’i bir araya getirmişler.
Hiç bir peygamber ona indirilmiş olan vahiyi (Allah tarafından indirilen buyruğu), tesbit etmeden ümmetinden ayrılmaz. Vahiy başı boş bırakılıp gidilseydi, tahrifin yapılması veya olması zaten tabiidir.
Hz.İsa İncili yazdırdığı halde ondan sonra neler olmuştu?
Kumran (3) vadisinde bulunan yazıların verdikleri bilgilere göre, esas hiristiyanlar hz.İsa’dan sonra takipe uğrayıp, büyük bir kısımı öldürülmüştü. Bu eski yazılarda, hz. İsa tarafından vasiyet edilen ve ondan sonra ümmetin önderliğini yapması gerekenlerle ve bu önderliği yapmaya hakkı olmayanlar arasındaki çatışmalara geniş bir şekilde yer verilmiş.(4)
Esas konumuz olan Kuran tarihine geri dönelim.
Peygamber efendimizin vasiyetlerine rağmen, onun vefatından sonra Kuran ve Ehli Beyt’e karşı ümmetin tutumu nasıl olmuştu?
Peygamber efendimiz veda haccında ümmetine Kuran-ı Kerim’i bir kere vasiyet ederken, Ehli Beytini üç kere vasiyet etti ve onlara yapılacak itaatsizliğe karşı Allah’ın azabıyla tehdit etmişti. (5)
Tarihin akışını sünni ve şii ana kaynaklarından takip ettiğimizde, peygamber efendimizin vasiyetinin vefatından sonra eshabının çoğunluğu tarafından ayaklar altına alındığını görmekteyiz.
Ebu Bekr halifelik makamını hile yoluyla gasb edebilmişti. Ebu Bekr ancak Ömer ve geri kalan yardakçılarının yardımıyla halifelik makamını işgal edebilmişti. Bunun doğruluğunu görmek için Taberi’nin tarihini tetkik etmek yeterlidir. Bu olayları “İslam Tarihi” bölümünde ele alacağım için burada açmıyorum.
Bununla beraber sünni kardeşlerimizin ana kaynakları olan “sahih” hadis kitaplarının verdikleri bilgileri ele alırsak, tarihte gerçekleşen bu ihaneti daha net bir şekilde görürüz.
Sadece Buhari ve Muslim’in verdikleri şu örnekle gerçeklere işaret etmek istiyorum. Sünni kardeşlerimizin hadis ana kaynağı olan Buhari ve Muslim’in “Sahih” lerinde şu hadis aktarılmış:
Peygamber efendimiz hz.Muhammed  sahabelere hitaben buyurdu ki; “Kıyamet gününde sizleri kuzeye(sola) doğru götürecekler. Ben, onları nereye götürüyorsunuz? Diye sorduğumda; Vallahi onları cehenneme götürüyoruz, diyecekler. Ben, ey Rabbim, onlar benim eshabımdır, diyeceğim. Bana diyecekler ki: Senden sonra onların dinde ne uydurmalarda bulunduklarını (dini değiştirdıklerini ) bilmiyorsun. Sen onları terk ettiğin andan mürted (doğru yoldan çıkanlar) olup cahiliyye devrine geri döndüler. Bunun üzerine ben diyeceğim ki: Allah’ın rahmeti benden sonra dini değiştirenlerden uzak olsun. Onlardan ancak deve sürüsünden ayrılan birkaç deve gibi çok azı kurtulacaktır.”
Eshabın başına geçen Ebu Bekr, dinde ilk olarak neyi değiştirdi ?

Ebu Bekr 2 yıl ve 3-4 ay kadar halifelik makamını işgal ettiği halde, Kuran-ı Kerim’i bir kitap haline getirmedi. (7) 
Peygamber efendimiz hz.Muhammed tarafından hz.Ali’ye tefsiri ile yazdırılmış Kuran-ı Kerim, Ebu Bekr ve Ömer tarafından red edildi. (8)
Hz.Ali, Ebu Bekr’in halifelik konusunda yaptığı ihaneti geri çevirmeye yardımcı bulmadığında, en azından dinin direği olan Kuran-ı Kerim’in korunmasını sağlamak istemişti. Ebu Bker ve Ömer, hz.Ali’nin onlara sunduğu, peygamber efendimizin ağzından imla ettiği Kuran-ı Kerim’i red ettiklerinde, bu Kuran’ın tefsir ve tevili içerdiğini iyi biliyorlardı. Hz.Ali’nin onlara sunduğu bu Kuran’ın tefsiri ve tevili, onların halifelik makımda yerleri olmadığını apaçık bir şekilde beyan ediyordu. Nitekim, peygamber efendimiz her ayetin veya ayetlerin neden indiğini, hz.Ali’ye imla ettirdiği Kuran’ın metnine yazdırmıştı.(9)
Ebu Bekr’in halifeliği işgal edebilmesini sağlayan Kureyşlilerin de hz.Ali’nin takdim ettiği Kuran’ın tefsirinde (metninde) yer aldıkları ve yerildikleri bilinen gerçeklerdendi. Özellikle Ümeyye oğulları (Emeviler) hakkında inen ayıplayıcı ayetler bilinmekteydi.(10)
Bu durumda Ebu Bekr’in Kuran hakkında istediği oyunu yapması mümkün değildi. Hz.Ali’de mevcut olan Kuran’a karşı başka bir şekilde toplanmış bir Kuran’ı o zamanda kabul etmezdi. Ebu Bekr kendisinin  meşru bir halife olmadığını bildiği gibi, bu gerçeği halk da biliyordu. Ebu Bekr meşru halife olsaydı ilk olarak gerçekleştirmesi gereken işlerin başında Kuran’ın bir kitap haline getirilmesi olmalıydı. Kuran’ın ayetleri halkın elinde dağınık bir şekilde mevcuttu. Ayetlerin tümü kitap olarak bütün halkın elinde değildi. Bu karışıklığı ortadan kaldırmak için, peygamber efendimiz hz.Ali’ye Kuran-ı Kerim’in hepsini tefsiri ile imla etmişti. Kuran’ın tefsir ve tevil ile çoğaltılıp halka dağıtılması Ebu Bekr’in işine gelmezdi. Bu durumda Kuran’ın tefsiri ve tevili ile bir kitap halinde çoğaltılmasını ihmal etmekten başka bir çaresi kalmamıştı.
Ebu Bekr, hz.Ali’nin elinde mevcut olan Kuran’ın içindeki tefsiri ve tevili oluşturan hadisleri ortadan kaldırabilmek için, ilk aşamada halkın elindeki ayetlerin hadislerden arındırlmasını sağlamak istedi. (11)

ÖMER’İN HALİFELİK DÖNEMİNDE KURAN’IN DURUMU

Ömer, Kuran ve hadis konusunda Ebu Bekr’den daha kaba davranmıştı. Kuran’ın ayetlerinin tefsirini soranlara bizzat dayak atmıştı. (12)
Ayetlerin tefsirinin sorulmaması için tehditler savurmuştu. Aynı yasağı ve tehditi hadisler için getirmişti. (13)
Hatta hadisleri halka anlatan eshaba ceza vermişti. (14)
Ömer, bu tedbirleri Kuran’ın selameti için yaptığını iddia etmişti. (15)
Ömer bu iddiaları ile kendini savunarak hayatının sonuna kadar Kuran’ı dağınık bir halde bırakıp vefat etmişti.
Ömer, kendisini destekleyecek güçlü insanları bulsaydı, Kuran’ı sırf ayet metni ile bir kitap haline getirebilirdi. Ömer’de, Ebu Bekr gibi meşru halife olmadığını ve halkın da bunu bildiğini biliyordu. Aksi takdirde Kuran’ın bir kitap haline toplatılması kadar mukaddes bir vazife olamazdı. Kendisi de Ebu Bekr gibi, hz.Ali’nin elinde mevcut olan Kuran’ı çoğaltıp halka dağıtamıyacağını iyi biliyordu. Nitekim bu Kuran’a göre onun halifelik makamında olması mümkün değildi. Hz.Ali,  peygamber efendimiz tarafından ona imla edilmiş olan Kuran’ı ilk olarak Ebu Bekr’e sunulduğunda, bunu  şiddetle red eden Ömer’in kendisi olmuştu. (16)
Ömer hayatının sonuna kadar ancak yasaklarla, baskıyla Kuran’ın tefsiri ve tevili ile yayılmasına karşı gelebilmişti.

OSMAN’IN HALİFELİK DÖNEMİNDE KURAN’IN DURUMU

Osman, halifelik makamına Ömer’in kurduğu şura oyunu ile getirilmişti. Osman, Ömer’in kurduğu bu (şura) tezgahın sonucuyla halifelik makımına geldiğinde, durum değişmişti. Osman’ın gevşekliği, Ömer’in getirmiş olduğu yasakları ve tehditleri yok etmişti. Çeşitli milletlerden müslüman olan halklar ve etrafta yaşayan kalabalık artık bu şekilde idare edilemez bir hal almıştı. Kuran-ı Kerim hakkındaki bilgileri öğrenmek daha da önem kazanmıştı. Her taraftan değişik okuma tarzları yükselmeye ve kargaşalar yaşanmaya başlanmıştı. (17)
Ömer, halkların bütün bu baskılarını yasaklar ve cezalarla bastırabilmişti. Osman ise bu baskıya karşı duramayınca, Kuran’ın bir kitap haline toplanması, birleştirilmesi vazgeçilmez ve önlenemez olmuştu.
Osman’ın çevre olarak, Ömer’e karşı bir üstünlüğü vardı. Osman Ümeyye oğullarındandı. Osman, Kureyş’in içinde cahiliye devrinin hakim tabakasından olan Ümeyye oğullarının (Emevilerin) şimdiki halifelik makamında oturan yeni temsilcisi olmuştu. Osman etrafına Emevilerin başlarını toplamıştı. Peygamber efendimizin Medine’den sürgün ettiği Emevi büyükleri vardı. Bunlar Hakem ibin Ebi el-‘As ve oğlu Mervan dı. Bu baba ve oğul Medine’den peygamber efendimiz tarafından kovulmuş ve Medine’ye girmeleri yasaklanmıştı.(18)
Peygamber efendimizin bu yasağına menfaati icabı ehemmiyet vermeyen Osman, Hakemi ve oğlu Mervan’ı yanına alarak devletin erkanına yerleştirmişti. Hakem ve oğlu Mervan’ın devletin içindeki etkinlikleri, Osman’ın sonunda öldürülmesine sebep olan önemli nedenler arasında yer almaktadır.
İslam dininin ve peygamberinin en büyük düşmanlarından biri olan Muaviye’nin babası Ebu Sufyan da Osman’ın yanında yer alarak idareyi etkisi altına almış bir Emeviydi.(19)
Osman’ın bu din düşmanları ile beraber istediğini yapabilmesi açısından, Ömer’e nazaran daha iyi bir konumdaydı. Bunun doğruluğunu Hakem’i ve oğlu Mervan’ı Medine’ye geri getirmesiyle göstermişti. Osman, ailesi olan Emevilerden güç almamış olsaydı, Hakemi ve oğlu Mrevan’ı Medine’ye getirtmeye cesaret edemezdi.
İşte böyle bir ortamda Kuran-ı Kerim biraraya toplatılmıştı. Kuran’ın metni ile beraber mevcut olan tefsirin ve tevilin (hadislerin), yeni toplanıp bir kitap haline getirilecek Mushaf’a (kitap halindeki Kuran’a) yazılması, Emeviler için söz konusu olamazdı. Kureyş ailelerinin bazıları Kuran’ı kerimin ayetlerinde yerilmişlerdi. (20)
Bu yerilen ailelerin başında Ümeyyeoğulları ailesi (Emeviler) vardı. Elbette bu gibi gerçekleri beyan eden (tefsir eden) hadislerin, Kuran’ın metni ile yazdırılması, Emevilerin açısından düşünülemezdi. Bunu önleyebilmek için yapılması gereken yapılmıştı. Eshabın elinde mevcut olan ve içinde tefsirin bulunduğu Kuran ayetleri zor kullanarak Osman tarafından toplatıldı.(21)
Ayetin tefsirlerini peygamber efendimizin açıklamaları (hadisleri) ile ihtiva eden bu Mushaf’lar (kitap halindeki Kuran’lar) toplatıldıktan sonra yok edildiler. (22)
Eshabın elindeki bu Mushaflar (kitap halindeki Kuranlar) sadece ayetlerin metnini ihtiva etmiş olsaydılar, zorla imha edilmelerine bir sebep olmazdı. Osman, Kuran’ın metnini birleştirmek amacıyla bu girişimde bulunmuş olsaydı, Mushafların sahipleri olan eshaba Kuran’ın kitap haline birleştirilmesi  görevini vermesi gerekirdi. Nitekim bu konuda bilir kişi olarak bilinenler onlardı. Bu eshabın başında hz.Ali, Abdullah ibin Mes’ud, hz.Ammar ibin Yaser, hz.Ebu Zerr el-Ğiferiy ve daha nice eshab vardı.
Osman bu görevi neden ehli olan bu eshap topluluğuna vermemişti ?
Eshabın çoğunluğunda Osman’a karşı bir güven kalmamıştı. Osman, Emevilere devletin hazinesinden bol miktarda para ve mülk vermişti.(23)
Eshabın ileri gelenlerinden hz.Ebu Zer’e eziyet ettirmiş ve onu Medine’nin dışına ıssız bir yere sürgün etmişti. Hz.Ammar ibin Yaser’e de eziyet ettirmişti. Halk, Osman’ın bu adaletsizliğine karşıydı. (Osman zamanındaki bu olaylara en muteber sünni tarihçileri, Taberi ve İbn’ul-Esir, geniş bir şekilde yer vermişlerdir)
Eshabın arasında Kuran’ı bir kitap (Mushaf) olarak elinde bulunduran Abdullah ibin Mes’ud’u  örnek alırsak, Osman’ın neden bu Mushafları imha ettiğini daha kolay anlıyabiliriz. Abdullah ibin Mes’ud , Ömer devrine kadar, halifelik makamına oturanlara hizmet etmişti. Osman devrinde, Emevilerin devletin içine geniş bir şekilde alınması ile, gidişat değişmişti. Abdullah ibin Mes’ud, Ömer zamanında Kufe’ye insanlara Kuran’ı öğretmesi için gönderilmişti. Osman halifelik makamına geçtiğinde akrabası olan Velid ibin ‘Ukbe’yi Kufe’ye vali olarak atamıştı. Velid halka karşı dürüst davranmıyordu. Halka namaz kıldırdığında, sarhoş olduğu görülmüştü. Kufe’de mevcut olan Abdullah ibin Mes’ud, Osman’ın akrabaları tarafından yapılan haksızlığı görmüş ve karşı çıkmıştı. Netice itibarıyla Abdullah ibin Mes’ud Kufe’den ayrılmaya, Osman tarafından mecbur edilmişti. Abdullah ibin Mes’ud, Osman’ın akrabaları ile halk üzerine yaptığı haksızlığa karşı çıktıktan sonra, Osman’la arası bozuldu. Bu olay, bütün İslam tarihi ile ilgili yazılan kitaplarda geniş bir şekilde anılmıştır. Bu olaylardan sonra Abdullah ibin Mes’ud ta Kuran ayetleri ile ilgili hadisleri (tefsirleri) anlatmaya başlamıştı.
Abdullah ibin Mes’ud’un Mushafındaki (kitap halindeki Kuran’ın da) ayetlerin metninde yer alan peygamber efendimizin şu beyanına dikkati çekmek istiyorum. Abdullah ibin Mes’ud’un elinde mevcut olan Mushaf’ın, Ahzab suresinnin şimdiki tertibi ile 25. ayetinin metnine şu tefsiri dahil etmişti:
“Allah, o inkar edenleri hiçbir fayda elde edemeden öfkeleri ile geri çevirdi.Allah savaşta müminlere “Ali ile” yetti...” (24)
Kuran-ı Kerim’in vahiy metninde “Ali ile” ibaresi mevcut değildir. Peygamber efendimiz bu ayeti eshabına yazdırdığında ayetin tefsiri olarak “Ali ile” ifadesinin kullanılmasını istemişti. Hendek savaşında kafirler Medine’ye saldırdıklarında, Allah müminlere Ali’nin yardımıyla yetti, yardımcı oldu. Nitekim kafirlerin en güçlüsü ve meşhuru olan ‘Amr ibin ‘Abdvud’e karşı çıkıp onu öldüren hz.Ali idi. ’Amr, Medine’yi kafirlerin hücumundan korumak için müslümanların açmış oldukları hendeği atıyla aşabilmişti. ’Amr, müslümanların saffı önünde durarak onları savaşa davet etmişti. Ona karşı çıkmaya ancak hz.Ali cesaret etmişti. Hz.Ali, ‘Amr’a karşı savaşıp onu öldürdüğünde kafirlerin hezimeti (kaçışı) gerçekleşmişti. Bu sebepten dolayı hz.Ali’nin Amr’a karşı savaşı çok önemliydi. Peygamber efendimiz bu önemi ifade etmek için şöyle buyurmuştu:
“Ali’nin hendek savaşında ‘Amr ibin ‘Abd Vud’e karşı savaşı, ümmetimin kıyamet gününe kadar bütün amellerinden daha faziletlidir !!!”(25)

Yine Abdullah ibin Mes’ud un mushafında, Maide suresinin şimdiki tertibiyle 67. ayetinin metninde şöyle bir tefsir var:
“Ey Peygamber! Sana Rabbin tarafından indirilen , Ali’nin müminlerin mevlası olduğu haberini tebliğ et!Eğer bunu yapmazsan peygamberlik görevini yerine getirmemiş olursun!Bunu yerine getirirken Allah seni insanlardan (onların şerrinden) koruyacaktır!Allah, inkar eden topluluğa muvaffakiyet (başarı) vermez!” (26)

Bu ayet veda haccında “Ğdiri Humm” denilen yerde inmişti. Peygamber efendimiz beraberinde mevcut olan onbinlerce müslümanı o yerde bekletmişti. Cebrail aleyhisselamın getirdiği bu emri yerine getirmek için, geride kalanların  ve ilerde olanların ona yetişmesi için haber göndermişti. Tarih kitaplarında sayıları 80 ile 120 bin kişi olan bu eshab topluluğu önünde hz.Ali’yi beraberinde yüksek bir yere çıkarak şöyle buyurmuştu:
“Ey insanlar! Allah tarafından davet edildim ve bu davete yakın bir zamanda icabet edip aranızdan ayrılacağım...Allah benim üzerimde emir ve tasarruf sahibidir, bende bütün müminlerin üzerinde emir ve tasarruf sahibiyim.Ben kimin üzerinde emir ve tasarruf sahibi isem, işte bu Ali’de o kişinin üzerine emir ve tasarruf sahibidir!!! Ey Allah’ım! Ali’yi bu şekilde kabul edene Sen yardımcı ve dost ol! Ali’nin bu makamını inkar edene de Sen düşman ol !!!” (Bu olaya “Ğadir Bayramı” maddesinde geniş bir şekilde yer verildi, delilleri lütfen oradan alınız.)
Abdullah ibin Mes’ud, bu ayetin Ğadir Humm yerinde hz.Ali’nin müminlerin üzerine emir ve tasarruf sahibi olduğunu beyan etmek için indiğini, peygamber efendimizin hadisi (tefsiri) ile beyan etmişti. Bu gerçeğin Kuran’ın içinde tescil edilmesi ile Osman’a ve Emevilere zarar geleceği kesindi. Nitekim peygamber efendimizin Ğadir Humm günündeki beyanına göre, Allah’ın emriyle hz.Ali bütün müminlerin üzerine emir ve tasarruf sahibi kılınmıştı. Bu emire karşı çıkanların arasında Osman da vardı. Osman hakkı olmayan halifelik makamına geçmesiyle kendisini Allah’ın emrine ve peygamber efndimizin vasiyetine muhalif kılmıştı. Bu muhalefetini Kuran’ın içinde bu tefsirleri yazdırmakla tescil etmesi düşünülemezdi.
Bununla beraber, halifelik konusunda Emevilerin, özellikle Muaviye ve geri kalan valiliklerde bulunan Emevilerin geleceğini sıfıra düşürecek bu gerçeklerin Kuran’ın içine tescil edilmesine Emevilerin  razı olması mümkün değildi.
Kuran-ı Kerim böyle  bir ortam ve şartlar altında tek ve sadece vahyin metnini ihtiva eden kitap haline, Mushaf’a getirilmişti.
Hz.Ali bu duruma karşı ne yapmıştı?
Hz.Ali’nin evinde mevcut olan ve peygamber efendimizin dilinden imla edilen Kuran nerede kalmıştı?
Hz.Ali, Kuran’ın toplanmasını elbette takip etmişti. Hz.Ali’nin mevcudiyeti ile Osman ve Emeviler fazla ileri gidemediler. Fakat bu sistemi kabullenen halktı. Hz.Ali’nin makamı olan halifeliğin işgal ve gasb edilmesine halkın çoğunluğu seyirci kalmıştı. Hz.Ali, zorlayarak, savaşarak halifelik makamını işgalcilerden geri almak için Ebu Bekr zamanında girişimde bulunmuştu. Hz. Ali’nin u girişiminin içinde halkın önemi tartışılmaz. Halkın çoğunluğu, “Ğadir Humm” gününde vermiş olduğu yemini unutmuş ! ve evde kalmayı yeğlemişti. Medine halkının çoğunluğu aşiret başkanlarına tabi idi. Aşiret başkanları da sırf kendi çıkarları için mücadele etmeye daha önem verdiklerinde, halkın yapabileceği fazla bir şey kalmamıştı. Şimdiki toplumsal düşünce seviyesini o zamanın insanlarına atfedemeyiz. Arapların içinde halen mevcut olan aşiret hastalığını da göz önünde tutarsak gerçekleri daha iyi anlamaya imkanımız olur.
Hz.Ali, hak meselesinde ona yardım edecek topluluğa sahip olsaydı, kenara çekilmezdi. Korkusundan değil, hak meselesini gerektiği gibi halkın desteği ve beraberliği içinde yaşatmak istediğindendir. Hz.Muhammed Mekke’de yardımcı bulsaydı oradan Medine’ye hicret etmesine gerek kalmazdı. Esas gaye aydınlığın getirilmesidir. Bunu başarabilmek için  devletin başında olmanın vazgeçilmez bir hedef olduğunu da inkar edemeyiz. Hz.Ali isteseydi Hayber kalesinin kapısını koparabilen gücüyle, muhaliflerin hepsini öldürüp, ortadan kaldırabilirdi. Buna gücünün yeteceğinden hiç şüphe yoktur. İslam dininin yeni kurulduğunu ve içine girenlerin arasında çok insanın aşiret ve cahiliye devrinden tamamen kurtulmamış olduklarını göz önünde bulundurmak gerekir. Zaten, dinin esas gayesi insanları öldürmek değildir, tam tersine insanları adil ve hakkani bir hayata  kavuşturmaktır.
Emeviler, hz.Ali’nin onların yaptıklarını takip ettiğini iyi biliyorlardı. Emeviler, Kuran’ın esas olan metnini biraraya getirerek şimdi bütün müslümanların elinde bulunan Mushaf’ı oluşturdular. Emeviler, Kuran’ın ayetleri ile beraber, eshabın elinde mevcut olan peygamber efendimizin tefsirini oluşturan hadisleri,  vahiy yolu ile inen ayetlerin metni arasından çıkardılar. Bunu yapabilmiş olduklarını küçümsememek gerekir. Bütün olumsuzlukların temelini, ilk olarak halifelik makamını işgal etmesiyle Ebu Bekr atmıştı. Emevilerin yaptıkları, Ebu Bekr’in temelini attığı olmusuzlukların sadece devamıydı.
Hepsinin ortaklaşa sahip  oldukları özellik, Ehli Beyte karşı olan hasetleri ve düşmanlığıydı. Şimdiye kadar Ehli Beyt imamlarının ve taraftarlarının yaşadığı bütün zulüm ve adaletsizliğin temelinde, Ehli Beyte karşa besletilen hasetlik (çekememezlik) ve düşmanlık yatmaktadır. Adem aleyhisselamın çocukları Habil ve Kabil arasında bu hasetlik ve düşmanlık ilk olarak belirmişti. Allah, Adem’in çocuklarından Habil’i seçti. Habil’in kardeşi ve ilk insanlardan olan Kabil bunu kabullenememişti. İnsanoğlu tarafından ilk olarak hasetçilik bu şekilde yaşandı. O kadar güçlü bir hasetçilik ki, makam (halifelik) uğruna kardeşin kardeşi öldürmesine kadar varmıştı. İnsanoğlu daha öldürmenin ne olduğunu bilmediği bir zamanda hasetçilik ölüme sebep olmuştu. Son peygamber olan hz.Muhammed’in zamanına kadar, insanların arasında bu hasetçilik (çekememezlik) ortadan kalkmamıştı. Hz.Ali’nin hakkını inkar edip halifelik makamını işgal edenler, hasetçiliğin birer timsaliydiler.
Herşeye rağmen,  Osman’ın öldürülmesinden sonra halifelik makamına geçen hz.Ali, Kuran’ın tefsirini ayetlere göre yapmaya ve yazdırmaya başlamıştı. Hz.Ali halifelik makamına geçtiğinde halka hitaben şöyle buyurmuştu:
“Kuran’nın her ayeti hakkında bana sorunuz.Her ayetin ne için indiğini, nerede indiğini, gece mi gündüz mü, dağlıkta mı düzlükte mi, hayırda mı şerrde mi indiğini açıklıyayım !” (27)
Hz.Ali, ona karşı isyan eden ve Emevilerin başını oluşturan Muaviye’ye karşı “Sıffin” de savaştığında, Muaviye tarafı yenilginin yaklaştığını gördüklerinde, mızrakların ucuna Kuran’ları asarak havaya kaldırmışlardı. (28)
Hz.Ali taraftarları arasında bu olay şüphe yarattığında, hz.Ali kendi askerlerine hitaben şöyle buyurmuştu:
“Ey insanlar! Muaviye’nin sizlere gösterdiğinin (mızrakların ucuna taktırdığı Kuranların) arkasında hile vardır! Hiç çekinmeden onlara karşı savaşa devam edin! Mızrakların ucuna astıkları susan Kuran’dır, ben ise konuşan Kuran’ım !!!”  (29)

Çalişmamın başında, peygamber efendimiz hz.Muhammed’in, hz.Ali hakkında şöyle buyurduğunu aktarmıştım:
“Kuran’ın inişi için savaştığım gibi, benden sonra Ali de Kuran’ın tevili için savaşacaktır !!!” (Delilleri yukarıda zikretmiştim)
İşte hz.Ali, Kuran’ın tevilini ve tefsirini savaştığı anlarda bile yapmıştı. Hz.Ali’den sonra bu görevi oğlu hz.Hasan üstlenmişti. Hz.Hasan’dan sonra bu görevi hz.Huseyn devam ettirmişti. Bu görev takriben 250 yıl kadar Ehli Beytin 12 imamı tarafından devam ettirilmişti.
Ehli Beytin 12 imamı hakkında ileriki zamanda inşaallah özel bir çalışma hazırlanacaktır. Geniş bilgileri oradan alabilirsiniz. Konuyu fazla uzatmamak ve dağıtmamak için Ehli Beytin 12 imamının tanıtımına burada yer vermiyeceğim.
Emevi ve Abbasilerin Ehli Beyte ve onlara uyan Şia’ya karşı tutundukları tavır ve takipten dolayı, Kuran-ı Kerim’in tefsirini ve tevilini ihtiva eden kitaplar gizli tutuldu ve böylece fazla yayılamadı. Kuran’ın gerçek tefsiri ve tevili, Ehli Beytten taraftarları vasıtasıyla bu zamanımıza kadar yetişebildi. Allah’ın hucceti (delili) ayaktadır.

EHLİ BEYT İMAMLARINDAN BU ZAMANIMIZA KADAR YETİŞEN KURAN TEFSİRİ VE TEVİLİ

Ehli Beytin 12 imamı zamanından bize yetişen Kuran’ın tefsir ve tevil kitaplarını tanıtmak istiyorum.

  1. İsmail ibin ‘Abdurrahman el-Kufi el-Suddi’nin tefsiri.İmam-ı Ali Zeynulabidin ve imam-ı Muhammed el-Bakır zamanında yaşamıştı.
  2. Muhammed ibin Saibi el-Kelbiy, 146 hicri yılında vefat etmiştir.Tefsiri ile şöhret kaznmıştır.İmam-ı Ali Zeynulabidin ve imam-ı Muhammed el-Bakır zamanında yaşamıştı.
  3. Cabir ibin Yezid el-Cu’fiy, imam-ı Muhammed el-Bakır’ın eshabındandı.Tefsiri ondan almış ve yaymıştı.
  4. Eban ibin Tağleb ibin Rebeh, imam-ı Cafer el-Sadık’ın zamanına kadar yetişmişti.Tefsir kitabı meşhurdur.Vefatı hicri 141 yılındaydı.
  5. Ziyad ibin Munzir Ebil-Carud, vefatı 150 hicri yılında.
  6. Ebu Hamza Sabit ibin Ebi Safiye el-Sumeliy, imam-ı Musa el-Kazım zamanına kadar yaşamış, ve dört Ehli Beyt imamının hizmetinde bulunma şerefine nail olmuştur.

Hicretin birinci ve ikinci yüzyılında Ehli Beytin imamlarından tefsiri alan bazı şahsiyetleri saydım.Hicretin ikinci ve üçüncü yüzyılında da Ehli Beytin imamlarında tefsiri ve tevili alan çok sayıda şahsiyetler mevcuttu. Bunların aktardıkları bilgilerin ışığı altında daha sonraları günümüze kadar yetişen eserler yazıldı. Bazıları halen daha basılmamış ve gizli kalmıştır. Şimdiye kadar basılı bir şekilde bize yetişen bazı tefsir kitaplarını saymak istiyorum.

  1. “Tefsir el-‘Askeri” Ehli Beytin 11. imamı olan İmam-ı Hasan el-‘Askeri’ye mensup tefsir kitabı.
  2. “Tefsir Furat el-Kufi” Furat ibin İbrahim ibin Furat el-Kufi’nin tefsir kitabı.İmam-ı Ali el-Rida ve imam-ı Muhammed el-Cevad’ın eshabındandı.
  3. “Tefsir el-‘Ayyaşiy” Ebi Nadr Muhammed ibin Mes’ud ibin ‘Ayyaş el-Sulemiy el-Samarkandiy.Hicretin üçüncü yüzyılında yaşamıştı.
  4. “Tefsir el-Kummi” Ebi Hasen Ali ibin İbrahim el-Kummi.Hicretin 3. ve 4. yüzyılında yaşamıştı.
  5. “El-Tibyan’ul-Cami’ li ‘ulum el-Kuran” Ebu Ca’far Muhammed ibin Hasan ibin Ali el-Tusi, Şia’nın büyük alimlerinden, vefatı 460 hicri yılındaydı.
  6. “Hakaik’ul-Tenzil” Seyyid Radıy Muhammed, Şia’nin büyük alimlerinden, vefatı 404 hicri yılındaydı.
  7. “Tefsir Ebul-Futuh” Huseyn ibin Ali Ebul-Futuh el-Razi, hicri altıncı yüzyılında yaşayan Şia’nın meşhur bilginlerindendir.
  8. “Mecma’ul-Beyan li ‘ulum el-Kuran” Şeyh Eminuddin Ebu Ali Fadl ibin Hasan el-Tabrısi , Şia’nın meşhur ve muteber bilginlerinden, 548 hicri yılında vefat etmişti.

Bu saydıklarım sadece örneklerdir. Bütün kitapları ve yazarlarını sayacak olursak bu çalışma geniş bir kitap olurdu. Daha fazla bilgi edinmek isteyenler, Şeyh Muhammed Muhsin el-Tahrani’nin “El-Zeri’a ila tasaniyf el-Şi’a” adlı çok geniş eserine bakabilirler.

Kuran-ı Kerim’in batini (gizli) veya marifet ile ilgili yönünün belirli ayetlerinin tefsiri ve tevili ancak saklı bir şekilde bu zamanımıza kadar yetişebildi.
Kuran’ın tevili, ayetlerin batini, yani görünen zahiri manasından ziyade sır olan anlamlarıyla ilgilidir. Emevi ve Abbasi döneminde takipe uğrayan Şia (12 imam taraftarları), bu bilgileri gizli tutmaya mecbur olmuşlardı. Devletin kabul ettiği zahiri, yani görünen ve bilinen Kuran tefsirinde Ehli Beyte ve onun 12 imamına yer bırakılmamıştı. Devletin başında olanlar, Kuran’ın zahiri manasını (tefsirini) olduğu gibi kabul etmiş olsalardı, Ehli Beytin (12 imamının) makamını işgal ettiklerini kabul etmeleri gerekirdi. Bir yandan Ehli Beytin Kuran tefsirine göre hak halifeler olduklarını yaymaları ve öbür taraftan da Ehli Beyti ve taraftarlarını takip ederek öldürmeleri bir çelişki oluşturacağından, bunu yapmalarını beklemek pek akıllı olmazdı. Zaten halifelik makamını işgal edenler bu çelişkinin önünü kesebilmek için,Ehli Beytle ilgili bilgileri yaymak isteyenleri takip ettirdi ve cezalandırdı. Bunun doğruluğunu en muteber sünni tarihçileri ve hadisçileri kitaplarında açık bir şekilde beyan etmişlerdir. Taberi ve İbn’ul-Esir’in tarih kitaplarında bunu kanıtlayan çok sayıda haberler vardır.
İki yüzyılı aşan bir dönem bu şekilde devam etmişti. Ehli Beytin imamlarına uyanlar, Kuran’ın bilgisini ve geri kalan bütün ilmin bilgilerini ancak dikkatli bir şekilde kendi aralarında yayabilmişlerdi.
Bu gelişmenin önemli bir tarafı daha vardı. Şii (alevi) olanlar bile bu batini (tevil) bilgiler hakkında çelişkiye düşmüştü. Şia’nın büyük bir kesimi Ehli Beytle ilgili batini (tevile dayalı) bilgilere karşı kapalı kaldı. Şia’nın çoğunluğu Ehli Beytin esas ve cevher olan değerlerini bilemedi. Çoğu yaşadıkları takip ve zulümden dolayı bu bilgilerden geride kaldı. Şia’nın içinden bazıları da bu bilgileri kabullenemedi. Bazıları ise bu bilgileri taşıyamadı, başkaları da bu bilgilyi taşıyabilenleri kıskandıkları için bu bilgiden uzak durdular. Şia’yı tanıtan dosyada bu bilgilere geniş bir şekilde yer vereceğim için, fazla derinliğe burada girmek istiyorum.
Netice itibarıyla, Kuran’a ait bilgilerin bir kısmı bütün Şia tarafından bu zamanımıza kadar getirildi ve bir kısmı ise ancak marifet ehli olan Şia’nın sır olarak muhafaza ettiği şekilde devam etti.
Bu konuyla ilgili bilgilerden ancak özün özünü biraraya getirdim. Okuyanları fazla yormadan esas olan meseleyi beyan etmeye çalıştım. İnşaallah yararlı olmuştur.
Kuran tarihiyle ilgili geniş çaplı çalışmaları “Elektronik kütüphanemiz” de yayınlamayı öngördüğümüzü burada belirtmek istiyorum.
Enis Emir
Augsburg/Almanya
12.11.2006

KAYNAKÇA

(1)

Tabressiy “El-İhticaac” c:1, s: 383; Mecliysi “Bihar’ul-Envar” c: 93, s: 125-126; El-Kummi “Tefsir” s: 745; İbin Şehraaşub “Menakib Al Ebi Taalib” c:2, s: 41; Saffar “Basair el-Derecaat” s: 195; İbin Ebil-Hadid “Şerhu Nehcal-Balağa” c: 1, s: 27; Kuleyni “El-Kafi” c:1, s: 178; Seyyid Haşim el-Bahrani “Tefsir el-Burhan” c:1, s: 15 ve 20; Muttaki el-Hindi “Kenz’ul – ‘Ummal” c:2, s: 373; Suleym ibin Kays el-Hilaliy “Kitabu Suleym” s: 99; Suyuti “El-İtkaan fi ‘ulum el-Kuran” c:1, s: 72; El-Ebyaariy “Tarih el-Kuran” s:84; İbin :Nedim “El-Fehrest” s:30 ; Şeyh Mufid “Risail” s: 225 ; Zencaaniy “Tarih el-Kuran” s: 26 ; Şeyh Saduk “El-İ’tikadaat” Meblağ ‘ulum el-Kuran babında ; Zerkaaniy “Menehil el-‘Urfaan” c:1, s: 247 ; İbin Hacer el-Heysemi “Sava’ik el-Muhrika” s:126 ; İbin S’ad “Tabakaat c: 2, s: 338 ; İbin ‘Abdel-Birr “El-İstiy’aab” c: 2 , s:253; Suyuti “Tarih el-Hulefa” s: 185 ...

(2)

Ahmed ibin Hanbel “Musned” c: 3, s: 420 ve 501; İbin Hubban “Sahih-i İbin Hubban” c: 6, s: 272 ; Nesei “Sahih” c: 5, s: 154 ; Heysemi Mecma’uz-Zevayid” c: 5, s: 338 ve c: 9, s: 182 ; Hakim “Mustedrek” c: 3, s: 132 ; Suyuti “Cami’ul-Meseniyd” c: 3, s: 165 ; Ebi Ya’la “ Musned” c: 2, s: 341 ; Muttaki el-Hindi “Kenz’ul- ‘Ummal” c: 1, s: 2344; İbin Kesir el-Dimeşki “El-Bidayetu vel-Nihaye” c: 3, s: 215 ve c: 4, s: 305 ; İbin Ebi Şeybe “El-Musannaf” c: 7, s: 497 ; İbn’ul-Esir “Usud’ul-Ğaabe” c: 3, s: 281 ; Ebu Nu’aym el-İsfahani “Hilyet’ul-Evliya” c: 1, s: 67 ; İbin Hacer el-‘Askalaniy El-İsaabe” c: 1, s: 22 ve s: 152 ...

(3)

Filistin topraklarında, ölü denizin kenarında bulunan bir yer

(4)

Michael Baignet ve Richard Leigh tarafindan inglizce dili ile yazılan bilimsel bir calışma, “The Dead Sea Scrolls Deception”. Bu çalışmanın almanca diline yapılan çevirisinin “Verschlußsache Jesus” kitabında, 209. sahifesinden 280. sahifesine kadar. Knaur yayınevi (Verlag), yayım tarihi 11/1993. )

(5)

Muslim “Sahih”

(6)

Sahih-i Buhari, c.:9, s.:58-59 ve c.:8, s.: 150-151; Sahih-i Muslim, c.:4, s.:1794, hadis numarası:2293

(7)

İbn’ul-Esir “El-Kamil fil-Tarih” c:3, s: 111-112

(8)

Bunun delillerini 1* dıpnotunda vermiştim

(9)

Bunun delili 1* dipnotundadır

(10)

Tabari “Tefsir” c:26, s: 78; İbin Kesir “Tefsir” c: 7, s: 345; Suyuti “Durrel-Mensur” c: 7, s: 555

(11)

Zehebi “Tezkiretul-Huffaz” ; Dr.Muhammed ‘Uccac el-Hatib “El-Sunnetu kablul-Tedvin” ; İbin Salah ‘Usman ibn Abdurrahman el-Şehrezuri “Ulum el-Hadis” ; Kasem ibin Muhammed el-Zeydi “El-İ’tisam bi Hablillah” ; Abdurrahman ibin Yahya el-Mu’alemi el-Yemmani el-Hindi “El-Envar el-Keşife”

(12)

Tabari “Tefsir” c: 3, s: 38 ; Hakim “Mustedrek” c: 2, s: 514 ; Suyuti “Durrel-Mensur” c: 6, s: 317 ve “El-İtkaan” c. 1, s: 115 ; İbin Hacer el-‘Askalaniy “Feth’ul-Baari” c: 17, s: 30 ; İbin Kesir “Tefsir” c: 4, s: 473 ; Daremiy “Sunen” c: 1, s: 54-56 ; İbin ‘Asakir “Tarih Dimeşk” c: 8, s: 116-118 ; İbin Maakula “El-İkmaal” c: 5, s: 221; Kurtubi “Tefsir” c: 17, s: 29

(13)

Tabari “Tarih” c: 5, s:2741; Hatib el-Bağdadiy “Cmi’ beyan el-‘İlm” c: 2, s: 147; Zehebi “Tezkiret’ul-Huffaz” c: 1, s: 7 ; Daremiy “Sunen” c: 1, s: 85 ; İbin Maace “Sunen” c: 1, s: 12 ; Hakim “Mustedrek” c: 1, s: 102; İbin Sa’d “Tabakaat” c: 6, s: 7 ; Muttaki el-Hindi “Kenz’ul-‘Ummaal” c:2, s: 183 ; İbin Kesir “Tarih” c: 8, s: 107

(14)

Muttaki el-Hindi “Kenz” c: 5, s: 239 ; Zehebi “Tezkiret’ul-Huffaaz” c: 1 , s: 7 ; Hatib el-Bağdadi “Şeref eshab el-Hadiys” s: 87 ; İbin ‘Asakir “Traih” c: 31, s: 280 ; İbin Kesir “Tarih” c: 8, s: 107

(15)

13* ve 14* dipnottaki kaynaklar

(16)

Tabressiy “El-İhticaac” c:1, s: 383; Mecliysi “Bihar’ul-Envar” c: 93, s: 125-126; El-Kummi “Tefsir” s: 745; İbin Şehraaşub “Menakib Al Ebi Taalib” c:2, s: 41; Saffar “Basair el-Derecaat” s: 195; İbin Ebil-Hadid “Şerhu Nehcal-Balağa” c: 1, s: 27; Kuleyni “El-Kafi” c:1, s: 178; Seyyid Haşim el-Bahrani “Tefsir el-Burhan” c:1, s: 15 ve 20 ; Suleym ibin Kays el-Hilaliy “Kitabu Suleym” s: 99; Şeyh Mufid “Risail” s: 225

(17)

İbin Ebi Davud “El-Masahif” s: 23-24 ; Muttaki el-Hindi “Kenz’ul-‘Ummaal” c: 2, s: 370-371 ; Zehebi “Tarih el-İslam” c: 2, s: 145; İbin Hacer el’Askalani “Fethul-Baari” c: 10, s: 390 ; İbn’ul-Esir “Tarih” c:3 , s: 111-112

(18)

İbn Hacer “El-İsaabe” c: 6, s: 203; Suyuti “Cemi’ul mesaniyd” c: 18, s: 339 ve c: 19, s: 299; Burhanedin el-Halebi “Siret’ul-Halabiyye” c. 1, s: 486 ; İbin ‘Abdel-Berr “El-İstiy’aab” c:1, s: 118-119 ; Ya’kubi “Tarih” c: 2, s: 164 ; İbin Kuteybe “Ma’aarif” s: 84; Belazuri “Ensaab’ul-Eşraaf” c: 5, s: 27 ; İbin ‘Abdrebbih “El-‘İkdul-Ferid” c: 4, s: 283; İbn’ul-Esir “Tarih” c: 3, s: 91

(19)

Ebul-Ferec el-İsfahani “El-Ağaani” c: 6, s: 334-335 ; İbin ‘Abdel-Berr “El-İstiy’aab” c: 1, s: 690 ; Makriyzi “El-niza’ vel-tahasum” s: 20 ; Mes’udi “Muruc el-Zeheb” c: 5, s: 165-166; İbin ‘Asakir “El-Tehziyb” c: 6, s: 409; İbin Ebil-Hadid “Şerh Nehcal-Belağa” c: 4, s: 51

(20)

Buhari “Sahih-i Buhari” El-Hucurat suresi ve el-Tahriym suresinin tefsirinde ; Muslim “Sahih-i Muslim” c: 2, s: 1108 ve 1111Ebi Davud el-Tayalasiy “Musned” hadis : 23; Ahmed ibin Hanbel “Musned” c:1, s: 48; Nesei “sahih” c: 1, s: 302; Termizi “Sahih” c: 2, s: 409 ; Tabari “Tefsir” c: 4, s: 96 ; Suyuti “Tefsir” c: 2, s: 89 ; Fahruddin el-Razi “Tefsir” c: 9, s: 50

(21)

İbin Ebi Davud “El-Masahif” s: 19-23 ; Ya’kubi “Tarih” c:2, s: 170 ; Belazuri “Ensaab’ul-Eşraaf” c: 4, 552

(22)

21* dipnotundaki kaynaklar

(23)

Bu olayları Tabari ve İbn’ul-Esir tarih kitaplarında geniş bir şekilde aktarmışlardır.

(24)

Suyuti “Durrel-Mensur” c: 4, s: 192 ; Zehebi “Miyzan’ul-İ’tidel” c: 2, s: 17

(25)

Hakim “Mustedrek” c:2, s: 32 ; Hatib el-Bağdadi “Tarih Bağdad” c: 13, s: 19 ; Fahruddin el-Razi “Tefsir’ul-Kebir” c:32, s: 237 ve c: 6, s: 521 ; Suyuti “Cami’ul-Meseniyd” c: 6, s: 108, Zehebi “Talhis” kitabında buna “sahih” demiş ; Muttaki el-Hindi “Kenz’ul-‘Ummal” c:1, s: 2344

(26)

Bu ayetin Peygamber efendimizin hayatında içindeki bu tefsirle okunduğunu aktaran “sünni” alimlerinin bazılarını saymak istiyorum:

  • Hafız Ebu Ca’far Muhammed ibin Cerir el-Tabari, vefatı hicri 310 yılında; kitabının adı “El-Vilaye fi turuki hadis el-Ğadiyr”
  • Hafız İbin Ebi Hatim Ebu Muhammed el-Hanzaliy el-Raziy, vefatı hicri 327 yılında; bu haberi aktarmıştır.Ondan aktaranlar: Suyuti “Durrel-Mensur” tefsiri, c: 2, s: 297 ve Şevkaani “Feth’ul-Kadiyr” tefsiri, c: 2, s: 57
  • Hafız Ebu ‘Abdillah el-Muhamaliy, vefatı hicri 330 yılında, “Aamal” adlı kitabında bu haberi aktarmış.
  • Hafız ibin Merdeveyh, doğumu hicri 323 yılında, bu haberi Abdullah ibin Mes’ud tan aktarmış.Ondan da, Suyuti “Durrel-Mensur” tefsir kitabında ve Şevkani “Feth’ul-Kadiyr” tefsirinde bu haberi aktarmışlar.
  • Ebu İshak el-Se’elebiy , vefatı hicri 427 yılında, “El-Keşfu vel-Beyaan” adlı tefsir kitabında
  • Celaluddin el-Suyuti, vefatı hicri 911 yılında, “Durrel-Mensur” adlı tefsir kitabında bu haberi aktarmış
(27)

İbin Sa’d “Tabakaat” c: 2, s:101 ; Ebu Nu’aym el-İsfahani “Hilyet’ul-Evliya” c: 1, s: 65 ; Muttaki el-Hindi “Kenz’ul-‘Ummal” c: 6, s: 396 ; İbin Hacer el-‘Askalaniy “Tehziyb el-Tehziyb” c: 7, s: 338 ve “El-İsaabe” c: 4, s: 270 ve “Feth’ul-Baari” c: 10, s: 221; Muhammed ibin Cerir el-Tabari “Tefsir” c: 26, s: 116; Zehebi “Tarih el-İslam” c: 3, s: 637; Ebi Hatim Muhammed ibin İdris el-Razi “El-Cerhu vel-Te’diyl” c: 6, s: 191

(28)

Tabari ve İbn’ul-Esir tarih kitaplarında bu olaya geniş yer vermişlerdir

(29)

Hafız Yahya ibin Hasan İbin Batriyk el-Hilli “ ’Umdatu ‘uyun sihah el-ahbar” s: 330 ; Muhammed Bakır el-Mecliysi “Bihar’ul-Envar” c:82, s: 199 ; Husameddin el-Murediy el-Hanefi “Al-i Muhammed” s: 45 ; Şeyh Suleyman el-Kunduzi el-Belhi “Yenabi’ul-Mevedde” s: 205, bab: 14, “Menakib” kitabından naklen